Altıncı Bölüm
Kafandaki Avukat
Kendimizi her şeye nasıl ikna ediyoruz?
Kursa kaydolmasının üzerinden bir ay geçmişti. Lina artık bütün haftasını tek kelimeyle özetliyordu. Ta ki arkadaşı ona, tek kelimeyle karşılık veremediği bir soru sorana kadar.
Küçük bir masada oturdular. Arkadaşı bardağını tabağına bıraktı. “Seni iki gün aradım,” dedi. Lina, “Koşullarım,” diye cevap verdi. Perşembe gününün işini ve kaçırdığı çarşamba dersini göstermek için takvimi açtı. Parmağı cumartesi kutusunun üzerinden geçti. Açmadı. Orada babasına ayırdığı bir saat duruyordu. Yanına henüz işaret konmamıştı.
Arkadaşı sordu: “Ben sana aynı bahaneyi sunsam inanır mıydın?” Lina telefonu yüzüstü çevirdi. Arkadaşına işini sordu. Arkadaşı cevap verdi. O soruya bir daha dönmedi.
Eve döndü. Çantasını çalışma masasının yanına koydu. Kursa başlarken doldurduğu kayıt kâğıdını çıkardı. Takvimde çarşamba sabahı iki boş saat vardı. Perşembenin işini o saatlerde bitirebilirdi. Ama bütün haftayı tek ekranda gösterince bu iki saat görünmüyordu. Günü büyüttü. Başlık yazılmamış iki saat karşısındaydı. Kapıda anahtar sesi duydu. Kocası, “Ders başladı mı?” diye sordu. “Yorucu bir haftaydı,” dedi. Takvimi yeniden bütün haftayı gösterecek şekilde açtı. İki saat kayboldu.
“Koşullarım” yalnızca Lina’nın kullandığı bir kelime değil.
Önünde açık duran kitabı kapatıyorsun. Bu gece ders çalışmamaya karar veriyorsun. Daha iki saniye geçmeden bahane hazır: Hava sıcak. Hafta ağır geçti. Yarın yeterince zaman var. Sanki biri bahaneyi önceden hazırlamıştı.
Bu bahaneyi bu kadar çabuk kim hazırladı?
Kafanda yaşayan becerikli bir avukat. Görevi, kendi gözünde masum görünmeni sağlamak. Yaptığını değiştirmiyor. Yaptığına dair kendine anlattığın gerekçeyi değiştiriyor. Üstelik senin sesinle konuşuyor. Bu yüzden bir savunma dinlemiyorsun. Gerçeği dinlediğini sanıyorsun.
Carol Tavris ve Elliot Aronson, “Hatalar Psikolojisi” adlı kitaplarında bu avukatı anlatıyor: Gerçeği açıkça gördüğümüzü sanırız. Oysa onu içimizi rahatlatan bir açıdan görürüz1.
Dayanılmaz Gerilim
Yaptığın şey, kendin hakkındaki düşüncenle çatıştığında içten içe gerilirsin. Bu gerilimle uzun süre yaşayamazsın. Psikologlar buna “bilişsel çelişki” diyor2.
Zihnin bu gerilimi, kendine bakışını değiştirerek ya da yaptığını başka türlü açıklayarak çözebilir. Çünkü bu, davranışını değiştirmekten daha hızlıdır. Bir ay spor yapmazsın. “Bu ay istisnaydı. Gelecek hafta telafi ederim,” dersin. Kendi gözündeki imajın bozulmaz.
Leon Festinger ve James Carlsmith, katılımcılara bir saat boyunca elleriyle yapacakları tekdüze bir iş verdi. Sonra bazı katılımcılardan, bir dolar karşılığında sıradaki katılımcıya bu işin eğlenceli olduğunu söylemelerini istediler. Diğerlerinden aynı yalanı yirmi dolar karşılığında söylemelerini istediler3.
Şaşırtıcı olan şuydu: Bir dolar alanlar, yirmi dolar alanlara kıyasla, işin eğlenceli olduğuna gerçekten daha çok inanmaya başladı.
Yirmi dolar alanların yalanları için dışarıdan gelen bir gerekçesi vardı: Para. Bir dolar alan ise bu parayı yeterli bulmadı. Bu yüzden kendi kendine farklı bir açıklama getirdi: İş eğlenceli olmalı. Yoksa neden öyle dedim?
Kendini Arayan Kanıt
Zihnin daha baştan belli bir sonuca ulaşmak istediğinde, içini rahatlatacak kanıt arar. Rahatsız edeni görmezden gelir. İnanmak istemediği şeyi kanıtlamak için katı ölçütler koyar. İnanmak istediğine karşı daha hoşgörülüdür. Buna “güdülenmiş akıl yürütme” denir4.
Julia Galef bu zihne “asker zihniyeti” diyor: Ne pahasına olursa olsun mevzisini savunur. Bunun karşısına “izci zihniyeti”ni koyuyor. Onun tek derdi, haritayı olmasını istediği gibi değil, olduğu gibi görmek. Sonuç rahatsız edici olsa bile5.
Bahane Tamamlanmadan Önce
Peygamber ﷺ Tebük’e giderken Kâ‘b bin Mâlik geride kaldı. Kâ‘b o sırada ne güçsüz ne de parasız olduğunu anlatır. İki bineği vardı. Hazırlık yapmak için çıkar, hiçbir şey yapmadan dönerdi. Kendi kendine, “Ben bunu yapabilirim,” derdi. Ordu yola çıkınca bir iki gün sonra hazırlanıp onlara yetişeceğini söyledi. Aynı erteleme tekrarlandı. Sonunda yola çıkma fırsatını kaçırdı.
Peygamber’in ﷺ döndüğünü öğrenince bir bahane düşünmeye başladı. Ailesindeki görüşüne güvendiği kişilere danıştı. Sonra doğruyu söylemeye karar verdi. Geldiğinde, söz söylemedeki becerisini de dile getirdi: “Bana tartışma yeteneği verilmişti.” Ama geride kalmasının hiçbir mazereti olmadığını kabul etti6.
Dikkat çekici olan, hikâyenin bahaneden önce başlaması. “Yapabilirim” diyor, ama ardından hiçbir hazırlık yapmıyor. Kâ‘b’ın kendi anlatısında da sorun, bir gerekçe kuramaması değildi. Kurabilirdi. Sonra yaptığını olduğu gibi anlatmayı seçti.
Hikâye burada aracın bir adımıyla buluşuyor: Önce olgular, sonra açıklama. Hikâyenin devamı da var. Geri dönüşten söz ederken ona yeniden döneceğiz.
﴿بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ﴾ Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir. (Kıyâmet: 14–15)7.
Cümlenin Tamamı
Avukat bazen de duyduğu sözlerden içini rahatlatan kısmı seçer. “Rabbin, kalplerin Rabbidir” sözünü duymuş olabilirsin. Bu şekliyle bir hadis değildir. Sahih hadiste şöyle denir: “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim 2564)8.
Kalpler ve ameller birlikte. Bu yöntemi fark etmek için yaygın sözü duymuş olman gerekmiyor: Kendimize bakışımıza uyan kısmı aklımızda tutuyoruz. Bizi bir şey yapmaya çağıran kısmı unutuyoruz. Avukatı Sorgulamak, cümlenin tamamını yeniden söylemekle başlar.
Avukatı Sorgulamak
Avukatı kovamazsın. Hepimizin düşünme biçiminin bir parçası. Ama onu bazen, olgulara kılıf uyduran bir savunucu olarak değil, onları anlatan bir tanık olarak çağırabilirsin.
Üç Olgunun Üstünde Bir Kelime
Lina bir kâğıda “Koşullarım” yazdı. Altına üç kelime ekledi: “İş, yorgunluk, koşturmaca.” Sonra “Koşullarım”ın altını çizdi. Sanki çizgi kelimeyi kanıta dönüştürecekti. Çarşambanın takvimine döndü. Perşembenin işine akşam yemeğinden sonra, tam ders saatinde başladığını gördü. Arkadaşının sorusunu hatırladı. Kendi haftasının farklı olduğunu söylemek istedi. Arkadaşının kendisini aramasını rica ettiği eski bir mesajı açtı. Yalnızca beş kelime vardı. Uzun bir görüşme de istemiyordu. Başka bir kâğıt çıkardı. Başlığı yazdı: “Olanlar.” Altına tek satır yazmadı. Telefonda babasının adının yanında, kayıt gecesinden kalan cevapsız bir arama vardı. Henüz geri aramamıştı.
Ne zaman kullanmalı? Tek bir bahane, ertelenen her sözü makul gösterdiğinde.
Süre: Olgular için beş dakika. İki gün içinde küçük bir eylem.
- Tersine Çevrilen Soru’yu sor: Arkadaşın aynı şeyi yapıp aynı bahaneyi sunsaydı kabul eder miydin?
- Görüşünün aksini gösteren bir kanıt ara: Engel, adımın tamamını mı önlüyor, bir kısmını mı? Hâlâ elinde olan ne? Geri kalanı için hangi desteğe ihtiyacın var?
- Olguları yaz: “Ciddi değilim” yerine “Bu hafta iki gün ders çalışmadım” yaz. “Koşullarım” yerine, koşulun ne olduğunu ayrıntılarıyla belirt. Olanı açıkça anlatmak, kaçamaklara daha az yer bırakır.
Düşersen: Tutamadığın sözü kendini yargılamadan anlat. Bugün hâlâ hangi kısmını yapabileceğini sor.
Lina yazdı: “Çarşamba dersini kaçırdım. Perşembenin işine geç başladım.” Altına ekledi: “Cumartesi babamla bir saat oturmadım. Ona yer ayırmadım.” Durdu. Sonra bir satır daha yazdı: “Babama kaydolduğumu söylemedim.”
Telefonuna işten bir mesaj geldi. Kâğıdı yeniden çekmeceye koydu. Bir sonraki çarşamba dersi hatırladığında yarısı geçmişti. Bu kez “Koşullarım” yazmadı. Kaçırdığını olduğu gibi tarif etti: Dersin yarısı. Kursun tamamı değil. Üzerinde çalıştığı dosyayı kapattı. Dersin kalan yarısını açtı. Perşembe sabahı dersin kaydına döndü. Sorusunu defterin kenarına yazdı.
İki gün sonra arkadaşını aradı. Yedi dakika. Arkadaşı, “Beni unuttun sandım,” dedi. Lina, “Ne yaptığımı söylemek yerine koşullarım diyordum,” diye cevap verdi. Bir an sustular. Sonra Lina onun gününün nasıl geçtiğini sordu.
Telefonu bıraktı. Görüşmenin saatini olguların yanına yazdı. Babasıyla ilgili satır içinse henüz bir şey yapmamıştı.
Dürüst Bir Tanıklık
Lina’nın “Koşullarım” dediği gibi, sen bütün bahanelerini hangi tek kelimeyle özetliyorsun?
Bahaneler seni hiçbir yere götürmez.
Pazartesi sabahı Lina’nın şirketinde ay sonu hesaplarını kapatma haftası başladı. Masasında bölümün en yüksek dosya yığınını buldu. Çantasını yere bıraktı. Daha ayaktayken ilk dosyayı açtı.
Kaynaklar (8)
- 1Tavris, C., & Aronson, E. (2007). Mistakes Were Made (but Not by Me): Why We Justify Foolish Beliefs, Bad Decisions, and Hurtful Acts. Harcourt.
- 2Festinger, L. (1957). A Theory of Cognitive Dissonance. Stanford University Press.
- 3Festinger, L., & Carlsmith, J. M. (1959). Cognitive consequences of forced compliance. Journal of Abnormal and Social Psychology, 58(2), 203–210.
- 4Kunda, Z. (1990). The case for motivated reasoning. Psychological Bulletin, 108(3), 480–498.
- 5Galef, J. (2021). The Scout Mindset: Why Some People See Things Clearly and Others Don't. Portfolio.
- 6Buhârî, Sahîh-i Buhârî, hadis 4418; Müslim, Sahîh-i Müslim, hadis 2769. Buhârî rivayeti, Müslim rivayeti.
- 7Kur’an-ı Kerim, Kıyâmet suresi, 14–15. ayetler. Kur’an.
- 8Müslim, Sahih, hadis 2564.